Limter Is
Anasayfa | DISK'e bagli Sendikalar | Iletisim | Sendikamizdan | Yasal Uyari | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

Arama


Gelişmiş Arama

Çalisma Bakani Faruk Çelik ile Söylesi-Ahmet Tulgar-Birgün-29.08.08

Çalisma Bakani Faruk Çelik ile Söylesi-Ahmet Tulgar-Birgün-29.08.08

Kategori  Kategori : Basindan
Yorumlar  Yorum Sayysy : 0
Okunma  Okunma : 1110
Tarih  Tarih : 30 Ağustos 2008 10:51

Çalisma ve Sosyal Güvenlik Bakani Faruk Çelik hükümetin kurulusundan bu yana en çok dikkat çeken bakanlardan biri oldu. Bu AKP’nin neoliberal politikalarinin genis halk kesimlerinin hayatinda yol açtigi yikimlar ve emek örgütleri, sol partiler ve isçilerin bu ekonomik politikalara direnisi kadar, Çelik"in hükümetin baska bakanlari gibi olay yerinden uzak durmamasindan, olaylarin içinde bazen ‘taraf’, bazense ‘bakan’ olarak yer almasindan kaynaklandi. Ama Faruk Çelik"i tüm Türkiye özellikle toplumsal vicdani sizlatan Tuzla Tersaneler Bölgesi"ndeki seri is cinayetleri nedeniyle yakindan ve dikkatle izlemeye basladi.

Bu söylesi öncelikle Tuzla’ya odaklandi. Ama Tuzla is cinayetlerine, Tuzla’daki kuralsizliga ve acimasizliga karsi Çalisma Bakani’nin ne, neler yaptigini ögrenmenin yani sira, bu birkaç saate yayilan  söyleside bir bakanin böylesi önemli, tarihe geçecek bir çalisma hayati vakasini algilama ve düsünme mekanizmasini da anlamaya çalistik. Söylesimizi sayfaya tasirken iste bunu da yansitmaya özen gösterdik.

 

»Tuzla’daki ölümler muhalif medyada yogun olarak yer almaya basladiktan sonra bir sözünüz olmustu, “Tuzla ile yatiyoruz, Tuzla ile kalkiyoruz” diye. Bunu Tuzla"nin sorunlarini baslangiçta hafife aldiginiz ya da bilmediginiz olarak mi yorumlamaliyiz? Simdi Tuzla Tersaneler Bölgesi’ni yakindan tanimis bir bakan olarak geç kaldiginizi düsünüyor musunuz? Ve tabii sorunu hafife aldiginiz için pisman misiniz?

Benim Tuzla ile ilgili ifadelerimde ben su 11 aylik süreçte bir tutarsizlik görmüyorum. Ama maalesef meslektaslariniz bir konusmanin bir cümlesini alabiliyorlar bazen. Ben bunu olayi hafife aldigim için söylemedim ki. Sayin Tulgar, olay su: Tuzla’da olumsuzluklar yasaniyor. Ve benim söyledigim: Biz seçim bölgemize gitmeden, bakan olur olmaz, riskli, is sagligi güvencesi açisindan risk olusturan yerlere, çalisma alanlarina gitmeyi uygun bulduk. Bunlardan bir tanesi Tuzla’dir, bir tanesi Zonguldak maden ocaklaridir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk olarak belki bir çalisma bakani yerin 560 metre derinligine inip ve oradan da 6-7 metre yer altinda, dehliz altinda yürüyerek kömür kaziyan vatandasla kömür kazimistir. Simdi yerin altina indik, madencilerle paylastik, yerin altinda neler yasadiklarini gördük. Daha sonra da yeterli bulmadik, sayin Basbakan’i da Türkiye Cumhuriyeti tarihinde belki de ilk kez bu bahsettigim derinliklerde madencilerle bulusturduk, kömür kazidi ve en riskli bölgelerde kömür kazidi ki bir 10 gün sonra sayin Basbakan’in kömür kazidigi yerde bir kaza meydana geldi, bir isçimizi kaybettik. Ha, bunu niye söylüyorum? Tuzla, Bakan olusumun hemen ardindan gittigim agir tehlikeli, riskli alandir yani. Ve ben oradaki tabloyu görünce orada yapilmasi gereken çok sey oldugunu hemen müsahade ediyorsunuz. Yani benim söyledigim cümle budur: Seçim bölgesine gitmeden bir bakan, bakanliginin sorunlu alanlariyla ilgili yapmis oldugu degerlendirmelerde ve ziyaretlerde kendisine yöneltilen sorulara, “Böyle riskli alanlarda bizim yapmamiz gereken yatip kalkip Tuzla"yi düsünmek ve degerlendirmektir” anlamindaki ifadelerimizdir.

 

»Peki, Tuzla’ya gidip gelmeye basladiktan sonra karsilastiginiz manzara neydi? Önceden Tuzla"ya iliskin sahip oldugunuz fikirden çok farkli miydi? Sasirdiniz mi durumun vehametine?

Olur tabii. Ben geçen dönem partinin grup baskan vekiliydim. Meclis’ten 960 yasanin geçmesini sagladim. Çok yönlü bir sekilde bütün bakanliklarin çalismalariyla ilgili olmak zorunda kaldim. Ama bire bir bir çalisma bakaninin ilgilenmesi gerektigi kadar Tuzla ile bir grup baskan vekili olarak ilgilenmem mümkün degil. Takdir edersiniz ki, Türkiye Tuzla"dan ibaret degil, Türkiye yalniz bir iskolundan ibaret degil. Birçok iskolu var, birçok riskli alanlar var. Bundan dolayi bakan olmadan önceki Tuzla bilgimizle bakan olduktan sonra bizatihi Tuzla ile ilgilenmemiz arasinda çok büyük farklar var tabii. Bakis açilari arasinda farklar var. Bu da nereden kaynaklaniyor? Tuzla’ya gidip ilk önce Tuzla"yi ziyaret etmek ve oradaki tabloyu teshis etmemiz. Nedir tablo? Burada siradan bir küçük tonajli motorlarin, kayiklarin, tamiratin, tadilatin yapilacagi bir alan olarak 1969’da belirlenen, 1970’lerde tahsis edilen, 1982’lerden sonra yapimina baslanan bir nasil diyelim ufak tekne, kayik, motor yapimi alani ve gele gele 2002’ye geldigimizde yogun bir sekilde sektör büyümeye  basliyor, sektöre talep artiyor, sektör büyüyor, gelisiyor ve dünyada belli siralara geliyor. Bu talep yogunlugu neyi getiriyor? Is hacmini artiriyor, is hacmi artinca alan genislemiyor, ayni alanda isler yapilmaya çalisiliyor ve bu alan sikisikligi, alan darligi Tuzla"ya ölümler getiriyor. Bakan oldugumda tabii böyle bir tabloyu görünce hemen ilk hafta ziyaretler, tespitler basladi ve o günden bugüne hiç ihmal etmeden gecemiz gündüzümüz Tuzla olmustur, çünkü bir kisinin yasamasi bizim için son derece önemlidir, bir kisinin birakiniz yasamini yitirmesini, orada yaralanmasi bile hepimizi üzdügü gibi bir bakanlik olarak bizi daha çok üzmektedir. Niye Tuzla ile yatip kalkiyoruz? Alanin ne kadar riskli oldugunu gördügümüz, çalisma sartlarinin ne kadar agir oldugunu ve zor oldugunu gördügümüz için Tuzla ile yatip Tuzla ile kalkiyoruz. Bunun baska tarafa çekilmesini dogrusu dogru bulmuyorum. Ne yapacaksiniz yani? Demir yigini. Son ziyaretimde, son filika olayinda da gördüm, hangi gemi hangi tersaneye ait zaten sizin, bizim bilme sansimiz yok, içiçe geçmis devasa gemiler, insanlar nokta gibi görünüyor, gemilerin tepelerinde ve kaynak yaptiklari bölümlerinde ve isçi egitimi sorunu var, mesela karsiya baktim, vatandas boya isi yapiyor, saten boya, püskürtme ile, toz duman içinde, bagirdim karsidan, duymuyor, yanindaki isçi uyardi, bakti, “Nerde masken güzel kardesim?” diye bagirdim, karsi gemiden bahsediyoruz, bagiriyorum, hemen kaçti gitti içeri, baska bir isçi geldi maskeyle, o devam etti boyamaya. Simdi isçi de... Isçi dediginiz ne? Agirlikli olarak taseronun yaninda çalisan, siparisler yogun oldugu için, onu yetistirmek için taseron devreye giriyor ve taseronun kimi çalistirdigi belli degil, tüm bunlar bizim ilk aylarda yaptigimiz tespitlerdi ve onlarin da hepsinin de tedavisi için, tamiri için adimlar attik. Belki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir bakanlikta tespit edilen sorunlara bu kadar ivedelikle çözüm üretme imkâni olmamistir.

»Ne gibi çözümler ürettiniz mesela? Kamuoyunun bilmedigi...

Simdi ne gördük orada? Taseron. Taseron, yani alt isveren bizim Is Kanunu’nun 2. maddesinde belirlenmis. Yani alt isveren diye bir sey var, biz icat etmis degliz. Ne yapalim simdi biz? Taseronlasma ile ilgili birtakim ilkeler getirmemiz, orayi disiplinli hale getirmemiz gerekiyor, onun için Is Kanunu’nun 2. maddesini biz hemen degistirdik. Bu süre içerisinde degistirdik. Ne dedik? “Taseron eger muvazaali, yani ana isverenle yaptigi sözlesmede bir muvazaa varsa, bu belgelenirse teftis neticesinde, bununla ilgili bütün taseron isçileri asil isveren isçileri olarak kabul edilecektir. Ve bununla ilgili hukuki, cezai müeyyideler var, 10 milyara varan cezai müeyyideler var, yani hem taserona hem ana isverene getirdigimiz müeyyideler var. Bunlari simdi yasaya koyduk. Ayrica baktik isçi az önce ifade ettigim gibi, yani egitimden yoksun, taseron, alt isveren getirmis, bir yerlerden toplamis insanlari, onlarin sagliklarindan ziyade herkes isini bir an önce bitirip parasini almanin pesinde, isveren gemiyi bitirip parasini almanin pesinde, alt isveren isi bitirip ana isverenden parasini almanin pesinde, isçi de geçim derdinde yani böyle bir garip tablo var. “Ne yapalim?” dedik. Yine Istihdam Paketi"ne bir madde koyduk, 1.1. 2009’dan itibaren agir ve tehlikeli islerde, yani bu sektörlerde çalistirilacak insanlar meslekteki egitim zorunlulugu getirildi. Bunu ne zaman yaptik? Simdi yaptik. Agir ve tehlikeli isler 10 aydir yok ki Türkiye"de, yillardir var. Ama mesleki egitim zorunlulugunu biz getirdik simdi. Niye 1.1. 2009’da da, simdi getirmedik? Eh, bir geçis sürecinin yasanmasi gerekiyor, oradaki isçilerin tamamini atmamiz gerekiyor bir 6 aylik süre tanimasaydik. Eh, su anda tersanede çalisan 23 bin, 24 bin isçinin tamamini çikarmak gerekiyor hemen uygulamaya koysak. Onun için 1.1. 2009 dedik ki, isverenler isçilere hangi iskolunda çalisiyorlarsa o iskoluna uygun mesleki formasyonu kazandirsinlar diye. Simdi bununla ilgili de yasal düzenlemeyi yaptik. Eh, simdi bir durum tespiti yapiyoruz ve o durum tespitinin çözümünü hemen üretiyoruz. Bunun disinda, bu iki olayin disinda, yani taseronla ilgili yaptigimiz düzenleme ile mesleki egitim zorunlulugu yaninda birçok teftisler gerçeklestirdik. Onlarca teftis, Tuzla’dan hiç çikmadik, su anda da müfettislerimiz oradalar, geçen hafta iki tane tersaneyi kapattilar, bir tersane 46 eksigi olan bir tersaneydi, yanilmiyorsam son kapatilan tersane, RMK diye ve dört günde bu 46 eksik giderildi. Biz bir ayligina kapattik, büyük ihtimalle bugün, yarin açilacak, demek ki dört günde giderilebiliyor.

 

»Patronlar niye bu önlemleri zamaninda almiyor? Kâr maksimizasyonu ilkesinden ödün vermemek için mi?

Enteresan, basit gibi görünüyor ama yanici, parlayici islerin yapildigi yerin yaninda kuru otlar var mesela, eh, onu temizlemek gerekiyor, çünkü her an tutusabilir, yangin çikabilir, basit gibi geliyor ama iste oradan çikacak yangin bir baska alana siçrayabilir, buyrun bir kaza, bir yaralanma, bir yanik, bir ölüm olayi ile karsilasabilirsiniz, bunun gibi 46 eksik demek ki dört günde giderilebiliyor. Biz simdi dokuzuncu ayin 14’ünden itibaren müfettislerimizi oraya sevk ettik, sürekli denetim var, sürekli cezalar yaziliyor, yani onun için bazen soruyorum: Yasal degisiklikse yasal degisiklik yapildi, denetimse denetim, idari para cezasiysa idari para cezasi, eh kapatmaysa kapatma, kismi kapatmaysa kismi kapatma, bunlarin tümü devam ediyor simdi ve 10 ay boyunca devam etti. “Çalisma Bakanligi"ndan ne istiyorsunuz?” diyorum, diyorlar ki “Isçiler egitilsin”, tamam, güzel, önce subat ayinda GISBIR, yani isveren örgütü, Dok-Gemi Is, su anda yetkili sendika, Limter-Is yetkisiz sendika, üçüyle toplanti yaptik arka odada, bakanlikta toplanti yaptik, dedik ki, “Ne yapalim” dedik, “bu olumsuz gidisata?”, dediler “buraya mutlaka bir egitim vermemiz gerekiyor”, ortak bir protokol imzaladik. Ne yaptik oradan? Taseronlari egittik, mühendisleri egittik, teknik elemanlari egittik, ustabaslarini egittik, toplam 600 kisi, bu egitimi bitirdik, subat ayindan bahsediyorum, subat ayindan haziran ayina kadar bu bitti, okullarin tatil olmasini bekledik, okullar tatil olur olmaz da 23 bin 500 orada çalisan, gerek ana isveren gerek taseronun yaninda çalisan isçilerin is sagligi güvenligi açisindan egitimiyle ilgili de bir okul tahsis edildi ve su anda ayin sonuna kadar 23 bin 500 isçinin egitimini de tamamliyoruz. Yani dikkat ederseniz, bu kisa süre içerisinde gerek isçilerin tümünün egitimi, gerek onlara isveren teknik ve mühendis ve taseron düzeyindeki isverenlerin egitimi gerekse alanin sürekli denetimi, idari para cezasi ve kapatmalar ve yasal düzenlemeler. Bunlarin tümünü çok dikkatli, çok canli bir sekilde gerçeklestiriyoruz. Ayrica tebdil-i kiyafete kiyafet denetimleri yapiyoruz, atliyorum gidiyorum ben Tuzla’ya, yanima iki müfettis aliyorum, bakalim gezelim görelim, “Su merdivene bak” diyorum, adam bilmiyor, çalisan bir isçi gibi görüyor, kask kafamda bilmem ne. Ama tekrar ediyorum, sorun su anlattiklarimdan kaynaklanmiyor, bizim ugrastigimiz seyler neticesi.

 

»Yani bütün bunlari doguran asil sorunla ugrasmiyorsunuz, ugrasamiyorsunuz, öyle mi?

Tuzla’nin tahsisi, yer tahsisi, Tuzla’nin bugüne kadar gelisinde yapisal sorunlari var. Bu çözülmedigi sürece biz bakanlik olarak bunlari yapmak zorundayiz. Ama bunlari yapmak o ana sorunlari, kronik sorunlari çözmüyor. Nedir o? Bir sey vereyim size, bakin Ahmet bey, genelde Tuzla"nin tüm alani 1300 dönüm. 1300 dönüm su anda Tuzla"nin oturdugu alan, tersanelerin oturdugu alan. Simdi kaç tersane var? 46 tersane. Böldügümüz zaman tersane basina 28 dönüm düsüyor. 28 dönüm üzerinde ortalama üretim gerçeklestiriliyor. Oysa biz biliyoruz ki dünyada 500 dönüm tersaneler var. Kore’de 500 dönüm üzerinde bir tersane var. Simdi bizde Denizcilik Müstesarligi siniflandirma yapiyor tersanelerle ilgili. A, B, C, D tipi tersaneler diye. A tipi tersaneler için diyor ki “300 dönüm ve yukarisi”, B tipi için diyor ki “80 dönümden 300 dönüme kadar”, C tipi için diyor ki “80 dönüme kadar”, simdi biz B tipi üretim yapiyoruz, yani 80 dönüm ve 300 dönüm arasinda tersanelerde yapilacak onarimi ve insaati yapiyoruz, böyle bir üretimimiz var ama alanimiz C tipi. Hatta C tipinden de daha kötü. Hatta ben size örnekler vereyim, isimlerini vermeyeyim ama sayiyorum bakin, 4,5 dönüm, 4 dönüm, 7 dönüm, 15 dönüm, 5 dönüm, 6 dönüm, 13 dönüm, 3 dönüm, 5 dönüm, 5 dönüm, 2 dönüm, 3 dönüm, 4 dönüm, 4 dönüm, 3 dönüm gibi, bakin listesi bizde var, 46 tersane, simdi yani müsaade edin, 5 dönüm üzerinde bir gemi insaasi yapilamaz, yapilirsa faturasi da bu sekilde olur. Efendim, “bunu halledin.” Eh, bu tahsis isi. Bu tahsis yapilmis 1977’de. 1982’de de kurulmus, çalisiyor. Ama o gün kayik yaparken su 5 dönüm üzerinde, bugün gemi yapiyor adamlar. Sorun bu, tahsiste, yapilan tahsislere ve çagin, gelisen dünya, teknolojik sartlar, dünyanin bu gemi insaa sektöründe geldigi nokta açisindan bakacak olursak yani dünya burada bir yere kosuyor, biz de buradan pay almaya kosuyoruz, pay almamiz gerekir, dogrudur ama bunun geregini, altpyapisini dünyadaki gelismelere göre yapmamiz gerekiyor. “Ya, biz eskiden atamizdan, dedemizden kalan yerlerde dev modern gemiler üretecegiz.” Olmaz böyle bir sey. Sikinti budur yani.

 Ahmet Tulgar

Yazdyrylabilir Sayfa Yazdyrylabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Basindan

En Çok Okunan Haberler

Son Dakika Haberleri

© 2005-2007 Tüm Haklari Saklidir
RSS Kayna?y | Yazar Giri?i

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi